ebook img

Mesaj - Carl Sagan PDF

500 Pages·1987·1.63 MB·Turkish
Save to my drive
Quick download
Download
Most books are stored in the elastic cloud where traffic is expensive. For this reason, we have a limit on daily download.

Preview Mesaj - Carl Sagan

CARL SAGAN MESAJ İnkılâp Kitabevi Türkçesi: Mehmet HARMANCI BİRİNCİ KISIM MESAJ Yüreğim zavallı bir yaprak gibi titriyor, Gezegenler dönüyor rüyalarımda. Yıldızlar pencereme dayanmış. Uykumda dönüyorum. Sıcak bir gezegen yatağım. — MARVINMERCER Harlem 153. okul, sınıf 5 BİRİNCİ BÖLÜM Asal Sayılar Minik sinek, Düşüncesiz elim Silip süpürdü Yaz oyununu. Ben de senin gibi Bir sinek değil miyim? Ya da sen Benim gibi bir insan? Ben de raks ediyorum Ve içiyorum ve şarkı söylüyorum Ta ki kör bir el Kanatlarımı süpürüp atana kadar. — WILLIAM BLAKE Deney Şarkıları «Sinek» (1795) İnsan ölçülerine göre yapay olamazdı: bir dünya boyutundaydı. Ancak öylesine garip ve öylesine anlaşılmaz bir biçimi vardı ki, bunun yalnızca bir fikrin belirtisi olabilecek karmaşık bir amaç için tasarlandığı belliydi. Büyük mavi-beyaz yıldızın çevresinde kutup yörüngesinde dönerken üzerine milyonlarca çanak biçimli kabuklu deniz hayvanının yapışmış olduğu muazzam bir çok köşeli geometrik biçimi andırmaktaydı. Çanaklardan her biri gökyüzünün bir köşesine çevriliydi. Gözden kaçırılmış tek bir yıldız kümesi bile yoktu. Bu çok köşeli bu esrarlı görevini milyonlarca yıldan beri sürdürmekteydi. Çok sabırlıydı. Sonsuza kadar bekleyebilirdi. Ana rahminden çekip çıkardıklarında ağlamıyordu bile. Ufacıcık alnı kırış kırıştı, sonra birden gözleri iri iri açıldı. Parlak ışıklara, beyazlı yeşilli giyinmiş insanlara, altındaki masanın üstünde yatan kadına baktı. Her nasılsa tanıdık sesler yüzüyordu çevresinde. Kızın yüzünde yeni doğan bir insan için garip bir ifade vardı — bir şaşkınlık ifadesi belki de. *** Kız iki yaşına geldiğinde ellerini başının üstüne kaldırıp en tatlı sesiyle, «Baba, kalk,» derdi. Babasının arkadaşları şaşırırlardı. Bebek çok saygılıydı. Babası onlara, «Saygı değil,» derdi. «İlk önceleri kaldırılmak istendiğinde bağırırdı. Ona bir kere, «Ellie ağlamana gerek yok. 'Baba, kalk' de yeter dedim. Çocuklar çok müthiş oluyorlar, öyle değil mi, Presh?» Kız şimdi kalkmıştı artık, babasının omuzları üstünde, onun seyrelmeye yüz tutmuş saçlarına asılmış bir halde baş döndürücü bir yükseklikteydi. Yaşam çok daha iyiydi burada, bir bacak ormanı arasında emekliyor olmaktan çok daha güvenliydi. Orada biri üstüne basabilirdi. Kaybolabilirdin. Kız ellerini biraz daha sıktı. Maymunların yanından ayrılıp bir köşeyi döndüklerinde kendilerine yükseklerden bakan ince bacaklı, uzun boyunlu, derisi lekeli ve küçük boynuzlu bir hayvanla karşılaştılar. Babası, «Boyunları o kadar uzun ki sesleri dışarı çıkamıyor,» dedi. Ellie bu sessizliğe mahkûm zavallı yaratığa çok acımış ti. Ancak böyle mucizelerin varolabileceği zevkiyle bir sevinç de hissediyordu. *** «Haydi, Ellie,» diye annesi yumuşakça özendirdi kendisini. Tanıdık sesinde hafif bir heyecan vardı. «Oku bakalım.» Teyzesi üç yaşındaki Elli’nin okuyabildiğine inanmıyordu. Masalları ezberlemiş olduğunu sanmaktaydı. Şimdi dipdiri bir Mart günü State Caddesinde yürürlerken bir mağazanın önünde durmuşlardı. İçerde güneş ışığı altında şarap kırmızısı bir taş parıldamaktaydı. Ellie tek tek heceleyerek, «Kuyumcu,» diye okudu. Ellie bir suçluluk duygusuyla sandık odasına girdi. Eski Motorola marka radyo hatırladığı yerde, rafın üstündeydi. Çok büyük ve ağır olan radyoyu göğsüne dayayıp kaldırırken az daha düşürüyordu. Radyonun arkasında, 'Tehlikelidir. Açmayın.' yazıyordu. Ellie eğer fişi prizde değilse kapağını açmanın hiçbir tehlikesi olmadığını bilirdi. Dilini dişleri arasına sıkıştıraraktan vidaları açıp radyonun içini ortaya çıkardı. Kuşkulandığı gibi içinde küçük orkestralar ve düğmenin açılmasını bekleyerek sessizce yaşamlarını sürdüren minyatür spikerler yoktu. Onların yerine biraz da ışık veren ampulleri andıran güzelim cam tüpler vardı. Bunlardan bazıları resimli bir kitapta gördüğü Moskova kiliselerine benziyorlardı. Altlarındaki uçları yerleştirildikleri soketlere tam olarak uyuyordu. Ellie arka kapağını çıkardığı radyonun düğmesini 'açık' durumuna getirip fişini prize soktu. Radyoya dokunmadığı, pek yanma yaklaşmadığı takdirde kendisine nasıl zarar verebilirdi ki? Birkaç dakika sonra lambalar parlamaya başlamıştı ama hiç ses gelmiyordu. Radyo 'kırılmıştı' ve birkaç yıl önce daha yeni bir modele yerini bırakıp buraya kaldırılmıştı. Lambalardan biri yanmıyordu. Ellie fişi prizden çekti, çalışmayan lambayı soketinden çıkardı. Lambanın içinde küçük tellerle bağlı metal bir parça vardı. Elektrik tellerden geçiyor diye düşündü. Çatal uçlardan biri eğilmişti, Ellie bir süre çalıştıktan sonra ucu düzeltti. Lambayı yerine takıp fişi prize sokunca içinde hafif bir parıltının başlangıcını gördü, çevresinde bir parazit gürültüsü dalgalandı. İstasyon düğmesini çevirip heyecanla konuşan bir ses buldu — anlayabildiği kadarıyla gökyüzünde Dünya'nın çevresinde dolaşan bir Rus makinesinden söz ediliyordu. Düğmeyi biraz daha çevirip başka istasyonlar aradı. Bir süre sonra yakalanacağından korkup fişi çekti, kapağı eğreti olarak vidaladı ve radyoyu yine güçlükle kaldırıp rafa koydu. Sandık odasından biraz da soluğu kesilmiş olarak çıkarken annesiyle yüz yüze gelince birden korkmuştu. «Bir şey mi var, Ellie?» «Hayır, anne.» İlgisiz görünmeye çalışmasına rağmen kalbi güm güm atıyor, avuç içleri terliyordu. Küçük avlunun en sevdiği köşesine çöküp çenesini dizlerine dayayarak radyonun içini düşünmeye koyuldu. O lambaların hepsi de gerçekten gerekli miydi? Hepsini tek tek çıkardığın takdirde neler olurdu? Babası bir kere onların içlerinde hava olmadığını söylemişti. Gerçekten de hava yok muydu içlerinde? Orkestraların müziği ve spikerlerin sesleri radyonun içine nasıl giriyordu peki? 'Havadan' diyorlardı. Radyoyu hava mı taşıyordu? 'Frekans' ne demekti? Çalışması için neden fişi prize sokmak zorundaydın? Elektriğin radyo içinden nasıl geçtiğini gösteren bir harita yapılabilir miydi? Kendine bir zarar gelmeden radyoyu sökebilir miydin? Söktükten sonra yine eski haline dönüştürülebilir miydi? Asmak için çamaşır taşımakta olan annesi, «Ellie neler yapıyorsun yine?» diye sordu. «Hiçbir şey, anne. düşünüyorum işte.» Ellie on yaşındayken Kuzey Michigan Yarımadası’nda bir göl kıyısında oturan hiç sevmediği iki kuzeninin evine tatile götürülmüştü. Wisconsin'de bir göl kıyısında yaşayan insanların arabayla beş saatlik yolda olan Michigan'daki bir göle gitmelerinin nedenini bir türlü anlayamıyordu. Hele iki kötü ve çocuksu oğlanı görmek için. Kendisine her konuda o kadar duyarlı olan babası nasıl oluyor da sabahtan akşama kadar o iki veletle oynamasını istiyordu? Ellie bütün yazını oğlanlardan kaçmaya çalışarak geçirdi. Boğucu sıcak mehtapsız bir gecede Ellie yalnız başına tahta iskeleye doğru yürüdü. Bir motor geçmişti az önce, amcasının kayığı da yıldızların aydınlattığı sularda hafifçe sallanıp duruyordu. Uzaklardan gelen cırcır böceklerinin gürültüsü ile gölün öte yanından gelen bir bağrışma dışında tam bir sessizlik vardı ortalıkta. Ellie yıldızların parıldadığı göğe başını kaldırınca kalbinin daha hızlı atmaya başladığını hissetti. Başını eğmeden, el yordamıyla yumuşak otların arasında kendisine bir yer bulup sırtüstü yere uzandı. Gökyüzü yıldızlarla parıl parıldı. Birkaçı sabit, çoğu kıpır kıpır binlerce yıldız vardı başının üzerinde. Dikkatle bakarsan aralarındaki renk farkını seçebiliyordun. Şuradaki parlak aslında hafif mavimsi değil miydi? Ellie yine eliyle altındaki toprağa dokundu; toprak sert, sağlam ve güven vericiydi. Dikkatle oturup sağına, soluna, göz alabildiğine uzanan göl kıyısına baktı. Suyun iki yanını da görebiliyordu. Dünya dümdüz görünüyor, diye düşündü. Oysa yuvarlak. Kocaman bir top bu... göğün ortasında dönüp duruyor... günde bir kere. Üzerindeki ayrı ayrı diller konuşan, garip garip giysiler giyen milyonlarca insanla dönüşünü hayal etmeye koyuldu. Yine elini uzatıp bu dönüşü algılamaya çalıştı. Hafifçe hissedebiliyordu belki de. Gölün karşı yakasında parlak bir yıldız ağaçların üst dalları arasında göz kırpıyordu. Gözlerini iyice kasarsan yıldızdan ışık demetleri çıkartabiliyordun. Biraz daha kasınca da ışınlar uzunluk ve biçimlerini değiştiriyorlardı hemen. Hayal mı görüyordu... yoksa yıldız şimdi ağaçlardan iyice sıyrılmış mıydı? Daha birkaç dakika önce dallar arasındaydı oysa. Evet, şimdi yükseldiği konusunda hiç kuşkusu yoktu. Yıldızların yükselmesinden söz ettiklerinde bunu kastediyor olmalılardı. Dünya öteki yönde dönüyordu. Gökyüzünün bir ucunda yıldızlar yükseliyordu. Oraya Doğu deniyordu. Arkasında, öteki uçta, evlerin arkasında ise yıldızlar batıyordu. Oraya da Batı denilirdi. Dünya günde bir kere dönüşünü tamamlar ve yıldızlar yine aynı yerden yükselirlerdi. Ne var ki, Dünya kadar büyük bir şey günde bir kere dönüyorsa bunun inanılmaz derecede hızlı hareket ediyor olması gerekti. Ellie Dünya'nın döndüğünü hissedebildiğini düşünüyordu artık — bunu yalnızca kafasının içinde hayal ediyor değildi, ta midesinde hissediyordu. Hızlı bir asansörle inermiş gibi. Dünya'nın hiçbir şeyinin görüş alanını bozmaması için, kapkara gökyüzü ile parlak yıldızlardan başka hiçbir şeyi göremeyene kadar başını geri attı. Birden iki yanındaki otlara sıkı sıkı tutunması, aksi halde gökyüzüne düşeceği, ufacıcık vücudunun altındaki koskoca karanlık kubbe tarafından emileceği duygusuna kapıldı. İçinden kopan çığlığı eliyle bastıramadan bir kere bağırdı da. Kuzenleri kendisini bu bağırması sonunda buldular. Yamaçtan aşağı koşarak indiklerinden kızın yüzünde gördükleri şaşkınlık ve utanç karışımı bakışı, annesiyle babasına anlatılacak küçük bir haşarılık izi olarak kabul ettiler. *** Kitabı filminden daha iyiydi. Bir kere içinde çok daha fazla şey vardı. Sonra kitaptaki resimler filmdekilerden çok değişikti. Ancak ikisinde de, bir mucizeyle canlanan tahta kukla Pinokyo'nun üstünde askılı bir pantolon vardı ve eklem yerleri tahta çivilerle tutturulmuş gibiydi. Gepetto Pinokyo'yu yapmayı bitirdiği sırada arkasını kuklaya çevirir ve kukladan

See more

The list of books you might like

Most books are stored in the elastic cloud where traffic is expensive. For this reason, we have a limit on daily download.