ebook img

Lanetliler körfezi - Wilbur Smith PDF

458 Pages·1999·1.4 MB·Turkish
Save to my drive
Quick download
Download
Most books are stored in the elastic cloud where traffic is expensive. For this reason, we have a limit on daily download.

Preview Lanetliler körfezi - Wilbur Smith

Wilbur Smith Lanetliler Körfezi Türkçesi: Mehmet Harmancı Orijinal Adı: Shout at the Devil BİRİNCİ BÖLÜM 1 Flynn Patrick O'Flynn'ın mesleği fildişi hırsızlığıydı ve kendisi de büyük bir alçakgönüllülükle Afrika'nın doğu kıyısında bu konuda eline su dökecek başka bir insan olmadığını söyler dururdu. Raşid el Keb ise büyük bir mücevher ihracatçısıydı. Ayrıca Arabistan ve Hindistan'ın büyük sarayları ile haremlerine kadın ve fildişi de sağlardı. Ne var ki, bu mesleğini yalnızca en güvenilir müşterilerine açıklardı; diğerlerinin gözünde zengin ve saygın bir ticaret filosu sahibiydi. 1912 muson rüzgârlarının estiği bir öğleden sonrasında kalın derili hayvanlara karşı ortak meraklarının bir araya getirdiği bu iki adam El Keb'in Zanzibar'ın Arap mahallesindeki dükkânının arka odasında oturmuşlar, küçük bakır fincanlardan çay içiyorlardı. Sıcak çay O'Flynn'i her zamankinden daha çok terletmekteydi. Odanın içi öylesine rutubetli bir sıcaktı ki sinekler bile sersemlemiş bir halde alçak tavana hareketsiz yapışmış duruyorlardı. «Dinle Kebby, senin o boktan gemilerinden birini bana birkaç günlüğüne ödünç verirsen içini öylesine fildişiyle doldururum ki battı batacak diye yüreğin ağzına gelir.» Palmiye yaprağından yelpazesini, seyrek keçisakalıyla kuşkulu bir papağana benziyen suratının önünde sallayan El Keb hiç açık vermeden, «Hımm!» dedi. «Seni bugüne kadar düş kırıklığına uğrattım mı hiç?» diye Flynn saldırgan bir sesle sözünü sürdürdü. Burnunun ucundan bir damla ter yuvarlandı zaten ıslak olan gömleğine. «Hımm!» dedi El Keb. «Bu planın bir havası var. Bir ustalığı, bir sanatçı yanı var. Bu plan...» Flynn uygun bir sıfat aradı, «...tam Napolyonvari bir plan bu. Sezar'a yakışan bir plan!» «Hımm!» El Keb fincanını doldurdu. Konuşmadan önce bir yudum aldı. «Ama bunun için benim... İki bin sterlin değerinde yirmi metrelik tekneyi tehlikeye atmak gerek değil mi?» Teknenin fiyatını iyice şişirmişti. «Yirmi bin sterlinlik bir kâr için,» diye Flynn adamın sözünü kesti. El Keb hayâle dalmışçasına gülümsedi. «Kâr bu kadar fazla mı diyorsun yani?» «Bu en azı. İnsaf, Kebby! Rufiji bölgesinde son yirmi yılda bir el bile ateş edilmedi. Orasının Kayzer'in özel avlanma bölgesi olduğunu biliyorsun. Ormanlarda öylesine fil var ki hepsini toplayıp koyun sürüsü gibi güdebilirsin.» Flynn'in sağ işaret parmağı tetiğe basarmış gibi kıvrılmıştı. Altın parıltısıyla gözleri dönmeye başlayan El Keb, «Çılgınlık!» diye mırıldandı. «Rufiji nehrine denizden gireceksin, delta adalarından birine İngiliz bayrağı çekeceksin ve tekneyi Alman fildişleriyle dolduracaksın ha? Çılgınlık bu!» «Almanlar o adalardan hiçbirini resmen ilhak etmediler. Berlin Londra'ya daha ilk telgrafı çekmeden ben oraya girip çıkarım bile. Benim çocuklardan onuyla birlikte tekneyi iki haftada doldururuz.» «Almanlar bir haftada gambotlarını gönderirler. Blücher, Dar üs Selam'da bekliyor, hani o dokuz inçlik topları olan kruvazör.» «Biz İngiliz bayrağının korumasında olacağız. Açık denizde kılımıza bile dokunmaya cesaret edemezler. Hele İngiltere ile Almanya'nın arası şimdiki durumdayken.» «Bay O'Flynn, ben sizin Amerika Birleşik Devletleri yurttaşı olduğunuzu sanıyordum.» «Elbette öyleyim.» Flynn gururla doğruldu yerinde. «Tekne için bir İngiliz kaptana ihtiyacın olacak,» diye El Keb sakalını sıvazladı. «Kebby, sen yoksa benim o saçma sapan gemiyle gideceğimi mi sandın?» Flynn üzülmüş görünüyordu. «Bunu yapacak birini bulurum ben. Gemiyi Alman imparatorluk Donanması arasından sıyırıp çıkartacak birini. Ben Portekiz Mozambikindeki kampımdan hareket edip yine o yolla döneceğim.» «Bağışla,» diye El Keb gülümsedi. «Seni gereği kadar değerlendirememişim.» El Keb ayağa kalktı. Belindeki kakma taşlı büyük hançerin görkemi dizlerine kadar uzanan beyaz cübbesinin kirliliğiyle kayboluyordu. «Bay O'Flynn, sanırım gemiye kaptanlık edecek birini tanıyorum. Ancak işi kabul etmesi için önce mali durumunu biraz düzeltmek gerekecek.» 2 Sebastian Oldsmith'in yaşamının ekseni deri bir kese dolusu altın olmuştu. Sebastian ailesine yün ticaretinde servet yapmak üzere Avustralya'ya gideceğini söyleyince babası da keseyi kendisine armağan etmişti. Liverpool'dan Ümit Burnuna kadar olan yolculukta para kesesiyle avunan Sebastian, Sydney'e Yeni Galler Valisi görevini üstlenmeye giden bir adamın kızıyla gemide biraz fazlaca yakın ilişkiye girince kaptan tarafından burada karaya gayet münasebetsiz bir biçimde atılıvermişti. Zanzibar'da sona eren bir dizi talihsizlik boyunca, içindekiler giderek azalan kese hep yanında kalmıştı. Sonunda sıcaktan baygın düşüp uyuya kaldığı külüstür bir odada gözlerini açınca deri kese ile içindekilerin uçup gittiğini farketmişti. Keseyle birlikte babasının Sydney'in ileri gelen yün tüccarlarına yazdığı referans mektupları da yok olmuştu kuşkusuz. Yatağının kenarına ilişen Sebastian aslında mektupların Zanzibar'da geçerli olmadığını düşünüyor, kendisini yolundan böylesine uzağa savuran olaylar zincirini düşündükçe şaşkınlığı gittikçe artıyordu. Düşünmeye çalıştıkça da gür siyah saçlarla taçlanmış alnı kırışmaktaydı. Gözleri koyu kahve, burnu uzun ve düz, çenesi sert, ağzı duyguluydu. Yirmi iki yaşında olan Sebastian'ın genç bir Oxford öğretim üyesine benzemesi görünüşün ne kadar aldatıcı olduğunun kanıtıdır. Kendisini iyi tanıyanlar Avustralya'ya yola çıkmış olan bir Sebastian'ın Zanzibar'a kadar gelebildiğini görseler şaşkınlıktan küçük dillerini yutarlardı. Başını ağrıtmaya başlayan bu zihin egzersizini terkeden Sebastian oturduğu yerden kalkıp geceliğini savurarak otel odasını üçüncü kez didik didik aramaya koyuldu. Bir gece önce uykuya yattığında kesenin şiltenin altında olduğunu bildiği halde su güğümünü boşaltıp umutla içine baktı. Valizini boşaltıp gömleklerini tek tek silkeledi. Yatağın altına girdi, umutsuzluğa kapılmadan önce çürük döşemenin tüm deliklerini tek tek gözden geçirdi. Tıraş oldu, vücudundaki tahtakurusu ısırıklarına tükürük sürdü, yol yorgunluğunu artık belli eden üç parçalı elbisesini giydi, melon şapkasını süpürüp başına dikkatle geçirdi, bir eline bastonunu diğerine valizini alıp Royal Otelinin sıcak ve gürültülü salonuna indi. Masa başındaki otel kâtibi ufak tefek Arabi elinden geldiğince neşeli bir gülümsemeyle selamlayarak, «Sanırım paramı kaybettim,» dedi. Salona birden sessizlik çöküvermişti. Otel terasına tepsileri taşıyan garsonlar durdular, sanki hafif bir cüzzam krizi geçirdiğini söylemiş gibi bütün başlar düşmanca bir ilgiyle kendisinden yana çevrildiler. «Çalınmış sanırım,» diye sırıttı Sebastian. «Talihsizlik işte.» Otel müdürünün odasının boncuktan perdesi aralandı, Hintli sahibi, «Bay Oldsmith, ya faturanız?» diye bağırarak dışarı fırladı. «Evet, faturam... Doğru, ama heyecanlanmayalım, değil mi? Yani elden bir şey gelmez, ha?» Oysa otel sahibi aşırı heyecanlanmışa benziyordu. Istırap ve öfke çığlıkları sekiz on kişinin günün sıcaklık ve susuzluğuna karşı önlem almaya başladıkları terasa yayılmıştı. Bunlar da olayı ilgiyle izlemek için içeri doldular. «On günlük borcunuz var. Yüz rupiye yakın bir para,» «Doğru, ama talihsizlik, ne yaparsınız.» Sebastian umutsuzca sırıtmaya çalışırken odada yeni bir ses duyuldu. «Durun bakalım hele!» Sebastian'la Hintli karma bir Amerikan İrlanda şivesiyle konuşan orta yaşlı, kırmızı yüzlü adama döndüler. «Adınız Bay Oldsmith mi sizin?» «Evet efendim.» Sebastian güdüsel bir duyguyla bir dost bulduğunu anlamıştı. «Pek rastlanmayan bir ad. Acaba Liverpoollu yün tüccarı Bay Francis Oldsmith'le bir akrabalığınız var mı sizin?» diye Flynn O'Flynn kibarca sordu. Raşid El Keb'in verdiği referans mektuplarını Sebastian okuyup ezberlemişti. [12] «Aman Tanrım! Yoksa babamı tanıyor musunuz?» «Francis Oldsmith'i tanıyor muyum?» Flynn kahkahayla gülerken birden aklını başına topladı. Bütün tanışıklığı adamın adını mektubun başlığında okumuşluğuydu.

Description:
Patrick O' Flynn, Afrika'da kaçak fildişi avcılığı yapan bir hırsızdır ve bu türden yasadışı olaylar geçmişinde de yer almaktadır. Kendi gibi yasadışı yollara başvuran bir Alman subayı da çevredeki pek çok köyden haraç almaktadır. İki hırsız çıkarları çatıştığı
See more

The list of books you might like

Most books are stored in the elastic cloud where traffic is expensive. For this reason, we have a limit on daily download.