ebook img

Tılsım - Stephen King PDF

955 Pages·2010·3.23 MB·Turkish
Save to my drive
Quick download
Download
Most books are stored in the elastic cloud where traffic is expensive. For this reason, we have a limit on daily download.

Preview Tılsım - Stephen King

STEPHEN KING & PETER STRAUB TILSIM The Talisman, 1983 Çeviren: Belkıs Çorakçı Kapak Tasarım: Ömer Küçük Bu kitap RUTH KING ve ELVENA STRAUB'a sunulmaktadır. Soonacıma Tom'lan ikimiz tepeye varıp aşağıya, uzaktaki kasabaya baktığımızda, parıldayan üç dört ışık gördük... belki hastalar vardı o evlerde; yıldızlar incecik parlıyordu; kasabanın yanıbaşında da nehir vardı... eni koskoca bir mil, korkunç sakin ve muhteşem. Mark Twain, Huckleberry Finn Yeni elbiselerim yağ içinde, vıcık vıcıktı, benim de canım çıkmıştı. Mark Twain, Huckleberry Finn BİRİNCİ KİTAP IŞIKLARIN SÖNÜŞÜ Bölüm: 1 ALHAMBRA OTELİ VE BAHÇELERİ 1 15 Eylül 1981 günü, Jack Sawyer adında bir çocuk, ellerini blucininin ceplerine sokmuş, kararla suyun birleştiği noktada duruyor, sakin Atlas Okyanusuna bakıyordu. On iki yaşındaydı ama boyu yaşına göre uzundu. Denizden esen bir rüzgâr, fazlaca uzamış kumral saçlarını arkaya doğru uçurup geniş, güzel alnını açtı. Çocuk üç aydan beri hayatını dolduran karmaşık, acılı duygular arasında, öylece duruyordu. Annesinin Los Angeles'de, Rodeo Yolu'ndaki evi kapatıp mobilyaları, çekleri, emlâk komisyoncularını hallettikten sonra Central Park'ın batısında bir apartman dairesi tutmasından beri. O daireden de, New Hampshire kıyısındaki bu sessiz sayfiye yerine kaçmışlardı. Jack'in dünyasındaki tüm düzen yok olmuştu artık. Hayatı durmadan değişen, kontrolsüz bir süreç olmuştu. Tıpkı karşısındaki kıpırdayan su gibi. Annesi onu oradan oraya götürüyordu ama, annesini oradan oraya götüren neydi? Annesi kaçıyordu, kaçıyordu. Jack olduğu yerde döndü, bomboş kumsalın önce sol, sonra sağ tarafına baktı. Solda Arcadia Lunaparkı vardı. İlkbahar başından sonbahar başına kadar coşan taşan bir yerdi. Şimdi boş ve sakin görünüyordu. Kalbin iki vuruş arasındaki hali gibi. Tırmanan tren, kapanık gökyüzüne karşı kapkara bir iskeleydi. Demir karkası sanki kömürdenmiş gibi kara kara görünüyordu. Orada Jack'in yeni arkadaşı Speedy Parker vardı. Ama çocuk şu anda Speedy Parker'i düşünemezdi. Sağ tarafta Alhambra Oteli ve bahçeleri göze çarpmaktaydı. Çocuğun düşünceleri o yana doğru akıyordu. İlk geldikleri gün Jack'e sanki otelin damı üzerinde bir gökkuşağı görmüş gibi gelmişti. Bir tür uğurdu bu. Daha iyi şeyler olacağının vaadiydi. Ama aslında gökkuşağı falan yoktu. Rüzgâr gülü sağdan sola, soldan sağa dönüp duruyordu. Çapraz rüzgârlara tutulmuştu. Jack kiraladıkları arabadan inmiş, annesinin seslendirmediği, ama içinden geçirdiği isteğe, bavullarla ilgilenmesi isteğine hiç aldırmaksızın durup yukarıya bakmıştı. Rüzgâr gülünün tepesinde dönüp duran pirinç horoz, onun yukarısında da yalnızca o gri gökyüzü vardı, o kadar. Annesi sonunda, "Bagajı aç da bavulları al, yavrum." diye seslenmişti. "Artist eskisi annen otele yerleşip kendine bir içki bulmak istiyor." "Bir martini," dedi Jack. "İnsan cevap verecekse, 'O kadar yaşlı değilsin,' demesi gerekir." Annesi büyük bir çaba göstererek arabadan inmeye savaşıyordu. "O kadar yaşlı değilsin." Anne ona baktı. Yirmi yıldır B sınıfı filmlerden tanınan tipik Lily Cavanaugh (Sawyer) bakışıyla baktı. Sırtını doğrulttu. "Burası iyi olacak, Jacky." dedi. "Her şey düzelecek burada. İyi bir yer burası." Otelin damı üzerinden bir martı yükseldi. Jack'e bir an için rüzgâr gülünün horozu havalanmış gibi garip ve tedirgin bir duygu geldi. "Bir süre telefonlardan kurtulmuş oluruz, tamam mı?" 'Tabii." dedi Jack. Annesi, Morgan Amca'dan saklanmak istiyordu. Ölmüş kocasının iş ortağıyla artık kapışmak istemiyordu. Bir martini alıp yatağına girmek, yorganı kafasının üzerine çekmek istiyordu. Anne, neyin var senin? Çok fazla ölüm vardı etrafta. Dünya yarı yarıya ölümden oluşmuştu. Martı yukardan bağırdı. "Haydi yavrum, haydi," dedi annesi. "Girelim güzel otele." Jack o zaman içinden, neyse isler iyice sarpa sararsa Tommy Amca yardım eder nasılsa, diye düşündü. Oysa Tommy amca ölmüştü bile. O haber henüz telefon hatlarının öbür ucunda, onlara ulaşmayı bekliyordu. 2 Alhambra denize doğru uzanan, koca granit kayaların üzerinde, dev bir Victoria dönemi binasıydı. Çevreye çok iyi uyan bir hali vardı. New Hampshire kıyısının birkaç mil yukarısında, granitten bir köprücük kemiğiydi sanki. Kara tarafındaki özenle düzenlenmiş bahçeleri, Jack'in kıyıda durduğu yerden pek az görünüyordu. Koyu yeşil bir gölge, o kadar. Pirinç horoz gökyüzüne karşı dikilmiş, batı kuzeybatı yönüne dönmüştü. Lobideki bir plakada, 1838 yılında ilk Kuzey Metodist Konferansının burada toplandığı duyuruluyordu. Daniel Webster o toplantıda ateşli, ilham verici, upuzun bir konuşma yapmıştı. Plakaya göre Webster toplananlara şöyle söylemişti: "Bugünden başlayarak, köleliğin bir Amerikan kurumu olarak hastalanmaya başladığını, tüm eyalet ve diyarlarımızda yakında öleceğini bilin." 3 Böylece gelmişlerdi geçen hafta. New York'daki telâşlı günleri de son bulmuştu. Arcadia plajında, Morgan Sloat'un avukatları yoktu. Durmadan arabalardan inip insanın burnuna imzalanacak kâğıtlar, dosyalanacak kâğıtlar uzatıp durmuyorlardı. Arcadia Plajında telefonlar öğleyin başlayıp gecenin üçüne kadar çalmıyordu (Herhalde Morgan Amca, New York'da oturanların California saatine göre yaşamadığını unutuyordu). Hattâ Arcadia Plajında telefonlar hiç, ama hiç çalmıyordu. Sayfiye kentine doğru yaklaştıklarında, annesi gözlerini kısmış, olanca dikkatiyle arabayı sürerken, Jack yolda bir tek insan görmüştü. Boş bir alışveriş arabasını sürükleyerek kaldırımda yürüyen ihtiyar bir adam. Üstlerinde yine o bomboş, gri gökyüzü vardı. Rahatsız bir gökyüzü. New York'dakinin tersine, burada rüzgâr sesi hep tekdüzeydi. Bomboş cadde ve sokaklar, trafik de olmayınca, fazla geniş gibi görünüyordu. Boş dükkânların camına, "YALNIZ HAFTA SONLARI AÇIKTIR." diye yazılar yapıştırılmıştı. Hattâ daha beteri, bir kısmına "HAZİRAN'DA GÖRÜŞÜRÜZ" diye bile yazılmıştı. Alhambra'nın önündeki caddede yüzlerce boş park yeri vardı. Bitişikteki Arcadia Çay Evi'nde de masalar bomboştu. Hırpani kılıklı, çatlak ihtiyarlar da boş alışveriş arabalarını sokaklarda çekip duruyorlardı. Lily, oğluna, "Ben ömrümün en mutlu üç haftasını bu yerde geçirdim," diye anlattı tam ihtiyarın yanından geçerlerken. (Jack ihtiyarın korku dolu bir kuşkuyla dönüp arkalarından baktığını görmüştü... Ağzı kıpırdıyor, bir şeyler söylüyordu ama, Jack duyamıyordu onun ne dediğini.) Annesi birden

Description:
"Senin bir görevin var, Gezgin Jack." demişti Speedy ona. "Yakanı bırakmayacak bir görev. İşin doğrusu bu. Keşke böyle olmasaydı." Jack Sawyer'in, ölmek üzere olan annesini kurtarabilecek, ana-oğul yok etmeye uğraşan düşmanı yenebilecek tek şey o Tılsım'dı. Ama Jack amacına
See more

The list of books you might like

Most books are stored in the elastic cloud where traffic is expensive. For this reason, we have a limit on daily download.